Arhavi ile ilgili herşey

Hiç Arhaviyi gördün mü?..Çkar Arkabi koz'iriyi?..Have you ever seen Arhavi..Arhavi,Kültürü,Tarihi,Doğal Güzellikleri,Yemekleri,Gelenekleri,Dereleri,Tepeleri,Dağı,Taşı,Herşeyi....Daha fazla fotoğraf için facebook/Arhavi Arkabi Hacişi sayfasından albümlere göz atınız...
Turistik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Turistik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2017 Perşembe

Lazböreği(Türk)-Galaktoboureko(Yunan)

Laz Böreği
Biri Yunan tatlısı, biri Türk tatlısı. Ne kadar benzer değil mi? Yapılışları hemen hemen aynı, Laz Böreğinde iç malzemesi olarak muhallebi ve üstüne şerbet kullanılırken, Galaktoboureko için iç malzemesi ise sütlü krema ve üstüne bal dökülüp dondurmayla servis ediliyor..

27 Nisan 2017 Perşembe

Arhavi Güngören Halk Plajı(Kıyıcık Plajı)

Arhavi Plajı
Arhavi denildiğinde insanların aklına gelen ilk şeylerden birisidir eski adıyla kıyıcık plajı. Belki ilk defa gören birisine göre taş yığını bir plajdır ama bizlerdeki yeri bir başkadır işte bu yüzden ‘’ LAZBÜKÜ ‘’ demişizdir meşhur Bodrumun Türkbükü plajından esinlenerek. İşte o kadar kıymetlidir gözümüzde.
Çocukluğumuzdan beri bizi bir araya getiren ortak noktamızdır öyle güzel ve o kadar samimidir ki ne aç kalırsın orada ne şortsuz havlusuz ne yolda kalırsın dönerken ne çadırsız çünkü bilirsiniz oradaki her şey herkesindir !
Sıcak bir yaz sabahı uyanırsın kalkar gidersin , kimseye neredesin diye sormana gerek yoktur çünkü bilirsin orada olduklarını , giderken fazladan soğuk içecek poğaça falan alırsın bilirsin orada birilerine vermen gerekeceğini , belki güneş şemsiyen yoktur ama dert etmezsin çünkü bilirsin oradaki insanların şemsiyelerinin gölgelerinde sana mutlaka yer varıdır… havlu almazsın yanına ama dert etmezsin çünkü bilirsin seninle havlusunu paylaşacak dostlar mutlaka vardır…
‘’ Sırtını yemyeşil dağlara yaslamış ve önüne Karadenizin serin sularını almış sahilimizin incisi... ‘’
Gündüz gider yüzer güneşlenir dinleniriz ama yetmez işte akşamları bir yerlerden tedarik ettiğimiz yiyecek içeceklerimizi tulumumuzu ve gitarımızı alır yine geliriz sabahlara kadar kimi coşar eğlenir bazen hüzünleniriz… Kimilerinin ilk aşık olduğu yerdir , bazılarının evlenme teklifi ettiği yer , kimilerinin kavga ettiği , bazılarının denize ilk girdiği ve yüzme öğrendiği yer , kimileri için bir iftar sofrası , birilerinin canı sıkkın olduğunda bir arkadaşını alıp yanına ufuklara dalıp dertleştiği , birilerinin sevgilisi ile ilk buluştuğu yerdir…

Yazar:Murat ÖZGEN(Plajın işletmecisi)

19 Nisan 2017 Çarşamba

On3eli(Beşik)

On3eli

   
        Anadolu kültürünün bir parçası olan, anaların başında yavrularına ninni söylediği, sallanırken bebeklerin huzurla uykuya daldığı rengarenk ahşap beşikler sanayi ürünleri karşısında direniyor.20 yıl öncesine kadar yoğun bir şekilde kullanılan beşikler günümüzde tarihe karışan eşyalar arasındaki yerini aldı.
      Yeni doğan bebekler için tahtadan yapılan ve içerisine pamuktan yapılmış yumuşak, sıcak tutması için özel yatağı ve üzerinden dantelli örtüsü ile göz kamaştıran beşikler unutulmaya yüz tuttu. Zamanında her evde bulunan ve doğacak olan diğer çocuğa miras kalan beşiklerin günümüzde önemini kaybetmesi tarihin tozlu raflarına kaldırılmasına neden oldu.
      Bu beşiklerin tarihi çok eskiye dayanır. Geçmişte çocuklar beşikte yatardı. Beşikte yatan çocuğa bir de mani söylerler, ninni söylerlerdi. Beşiğin Türklerde çok eski tarihlerden beri kullanıldığı bilinmektedir. Orta Asya’da yapılan kazılarda M.Ö. I. yüzyıla ait Hun gömütünde bulunan malzemeler arasında ahşap beşik de vardır. Beşik, anne ve çocuk için faydalı olmanın yanı sıra, bu özellikleriyle geçmişte göçebe hayatı yasayan bütün Türk toplulukları için kolaylık sağlamıştır. Sade, kullanışlı ve taşınması kolay olan beşik bugüne kadar da varlığını sürdürmüştür. Dolayısıyla beşik tarihinin çok eskilere dayandığı bellidir.
      Bu beşiğin özelliği çocuğun rahat yatmasıdır. Çocuk bu beşikte yatarsa sağlıklı büyür. Şimdiki karyolalar düz sallandığı için çok faydalı değil. Çocuk süt içtiği için çocukta gaz oluşur. Çocuk düz yatakta yattığı zaman ağlar, duramaz, sancılanır, yatamaz, uykusu gelmez. Bu sallanır beşikler çocukları rahat ettirir. Beşikler sallandığı için çocuklar rahat
yatar. Çocuk ağlayınca sallarsın beşikte rahatlar uyur, güvenliği iyidir, düşme olmaz. Boş beşik sallamak da iyi değil derlerdi büyüklerimiz, annelerimiz bizi bu beşiklerle büyüttü. Ahşap beşiklerde büyüyen çocuklar elif gibi düzgün olur, sağlıklı büyür.


14 Nisan 2017 Cuma

Pi3arişi Mangana(Tahta Araba)

Pi3arişi Mangana







Yazan: Niyazi Gül

Eskinin Türkiye’sinde çocuklar her şeyi oyuncağa çevirmekte ustaydılar. Taş, ağaç, ip, su, meyve, metal gibi akla hayale gelebilecek her türlü nesneden; açıklık alan, dere, deniz, ağaçlık alan, yamaç, yokuş vb gibi mekan sınırı tanımaksızın oyun ve oyuncaklar yaratmayı başarmışlardı.

Özellikle araç kullanımının her yerde yaygınlaşmasıyla birlikte, çocuklar motorla yürüyen büyüleyici makinelerin benzerlerini yapma hayaline kurmuşlar ve Türkiye’nin pek çok yerinde tekerlekleri olan, genelde yokuş aşağı kayılan arabalar yapmışlardır.

Tahta Araba; araba, bilyalı, bilyalı teker, tornet gibi adlarla Türkiye’nin pek çok yerinde rastlanan ve çocuklarca eğlence aracı olarak kullanılan araçların Karadenize olan yansımasıdır. Bu arabalar, Karadeniz’in yokuşu bol coğrafyasının, ahşap materyali bulma kolaylığıyla birleşmesi sonucu, yaratıcı çocuk aklının ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Genelde teker yapımında kullanılan rulmanın, oturak yapımında kullanılan plastik gereçlerin, sabitleme işlerinde tercih edilen tellerin kısmen zor bulunduğu Karadeniz’de çocuklar bu işler için ahşap ve ip gibi doğal malzeme kullanımına devam etmişlerdir. O yüzden Tahta Araba: Bütünüyle ahşap malzeme; birleştirici olarak yalnızca çivi ve iplerin kullanıldığı; bıçak, testere, bıçkı ve keser gibi gereçlerle yapılan araçların genel adı olmuştur.

Tahta arabalar; bilyalı, tornet gibi benzerlerinin aksine sırrını onu oluşturan materyallerin doğayla kendi içindeki uyumundan alır. Lastik ya da rulman gibi kolaycılığa kaçmadan ağaç malzemenin oyularak, delinerek, yontularak, çakılarak şekillendirilmesine özen gösterilmiştir.

Tahta arabalar temel olarak 6 parçadan oluşmaktadır: Gövde, teker, dingil, direksiyon, basmalık ve oturak... Tüm bu parçaları birleştirmek ya da düzeneğini oluşturmak için çivi ve iplerden yararlanılır. Bunların yanında bazı araçlarda, rahatlık ve konforu arttırmak için; tutmalık, yaslanmalık, fren düzeneği vb bölümlerin eklendiği de görülmüştür.

Tahta Araba Yapısı:
Tahta araba yapısı, yöreden yöreye, ustadan ustaya çeşitlilik göstermekle birlikte bazı ölçünlü (standart) parçalardan oluşmaktadır. Bunların başlıcaları şunlardır:

1- Gövde:
Tahta arabanın iskeleti ve tüm parçalarını bir şekilde birleştiği ana parçasıdır. Bir anlamda bugünkü otomobillerdeki şasinin karşılığıdır. 1 ila 2 m arasında genelde sürücüye göre tasarlanır. Tahta arabalarını gövde yapılarına göre ayırmak mümkündür.
  • Tek gövde: Yalın, esnek tahtadan yapılır, arabanın tüm parçaları bu gövdeye monte edilir.
  • İkili (V) gövde: Genellikle marangozlarda kestirilip V şeklinde birleştirilen kalaslardan oluşur. Kalaslarını birleştiği yer öndedir. Ayrık yerin üstüne oturak yapılır.
  • Parçalı gövde: İki farklı ağacın birleştirilmesiyle oluşan, süspansiyonlu bir tür gövdedir.
  • Diğer: Yukarıda sözü edilen gövde türlerinin dışındaki gövdelerdir. Genelde görsel araçların hazırlanmasında kullanılır.

2- Yönelteç (Direksiyon):
Tahta arabaya istenilen yönü vermeye ve belirli bir doğrultuda götürmeye yarayan düzenektir. Genelde iki noktadan dingile bağlanır. Sabitlenebildiği gibi seyyar olanları da vardır. Tahta arabalar direksiyon biçimlerine göre de adlandırılmaktadırlar.
  • Çatal: İki tahtanın çatal oluşturacak şekilde birleştirilmesiyle meydana gelir. En yaygın olan direksiyon şeklidir. Doğal olarak çatal şeklindeki dallardan oluşturulduğu da bilinmektedir. Çatal şeklinde birleştirilen tahtaların biçimine göre tek ya da iki elle kullanılabilir.
  • Koşut (Paralel, Dik, Doğrusal): İki adet tahtanın birbiriyle paralel, dingile dik şekilde çivilenmesi ve bu iki tahtanın 2-3 tahtayla birleştirilmesiyle yapılır. İki elle kullanılır.
  • Yuvarlak (Dairesel): Daha karmaşık bir direksiyon biçimidir. Gövdeyi de içine alan, dingile bağlı iplerin kısaltılıp uzatılmasıyla araca yön verilir.
  • Diğer: Marangozlardaki gereçlerle ahşap makara ve ip düzeneği ile yapılmış direksiyona sahip, yarışmaktan ziyade görsel amaçla kullanılan tahta arabalar da bulunmaktadır.

3- Tekerlek:
Merkezinden geçen dingilin çevresinde dönerek tahta arabanın hareketini sağlayan çember biçimli nesne. Zamanında bölgede fazla bulunması nedeniyle Kızılağaç başta olmak üzere çeşitli ağaç dallarından yapılırdı. Aşınması kolay bu ağaçların yerine daha dayanıklı fırınlanmış gürgen vb ağaçlar almıştır. Eskiden ortası el burgusu ile ya da demirlerle yakılarak delinirken bugünlerde bu işler için torna kullanılmaktadır. Tekerlek delikleri, sürtünmeyi azaltıp aracı hızlandırmak için mümkün olduğunca dar yapılır. Deliğin çok dar olması dingili de inceleştireceğinden bu sefer dingilin kırılması söz konusu olabilmektedir. En iyi araçlar bunun dengesini en iyi sağlayanlardır. Tekerlerdeki sürtünmeyi azaltmak için hayvansal yağlar kullanılmaktaydı. Bugün yer yer gres yağı ya da sıvı motor yağı kullanılmaktadır. Eskiden stabilize olan yollarda tutunabilen ahşap tekerler, asfalt yollarda aracın uçuruma savrulmasına engel olamadığı ve sürücü güvenliği tehlikeye girdiği için tekerleklere lastik de çakılmaktadır.

4- Dingil (Aks, Makas):
Tekerleklerin merkezinden geçen ve tahta arabanın altına enlemesine yerleştirilmiş ahşap çubuk, eksen, aks. Şimşir, armut, fındık, kumar, karayemiş gibi ağaçlardan yapılır. Tekerler ve dingil uyumlu büyüklükte yapılırlar. Tekere ne kadar uyumlu, boşluksuz, torna ve zımpara ile pürüzü alınmış yapılırsa aracın yol alması o derece akışkan hale gelmektedir. Hareket halindeki arabada tekerin dingilden çıkmaması için dingilin teker dışında kalan kısmına çiviler çakılır.

5- Basmalık (Ayaklık, Pedal):
Sürücünün arabada ilerlerken ayaklarını bastığı parça. Araba yol alırken sürücünün destek alabilmesi ve aracın dengesini koruyabilmesi için önemlidir. Sürücünün boyuna uygun yerde yapılmasına özen gösterilir.

6- Oturak:
Gövde üzerinde, sürücünün oturduğu bölümdür. Oval ve sürücünün rahatlığı gözetilerek oluşturulur. Ahşap yerine minder konarak ya da otomobillerin koltuklarının alt kısımlarının yerleştirerek oluşturduğu da görülmüştür. Ahşaptan yapılması tercih sebebidir.

Diğer parçalar:
Tahta arabalarda bunların dışında da bazı parçalar mevcuttur. Direksiyon düzeneği ile birlikte, dağcı iplerinin yardımıyla hız kesme (fren) düzenekleri... Özellikle çatal direksiyonlarda gövdeye monte edilerek boşta kalan elin tutacağı ve sürücünün dengede kalmasını sağlayan tutacaklar… Oturağa bitişik, sürücün araçtaki kontrolünü arttıran sırtlık. 

Fren düzenekleri, özellikle Tunca'da düzenlenen Formulaz Tahta Araba Şenlikleri'yle birlikte artan hızdan sonra araçlarda görülmeye başlandı. Fren düzeneği olmayan araçlarda, sürücüler yavaşlama ve durma eylemlerini ayaklarını yere sürterek yaparlar.

Mobilyacılıkta kullanılan gereçlerin gelişimiyle birlikte tahta arabalardaki konfor da günden güne artabilmektedir.



Alıntı:http://tuncaformulaz.blogspot.com.tr/





15 Şubat 2017 Çarşamba

Unutulan Laz Evleri

Lazuri Oxori
Ev denildiği zaman içinde torunlar, baba ve dedenin birlikte yaşadığı yuva akla gelir. Yemyeşil bahçeler içinde birer konaktır bunlar. Bahçeler ve bostanlar, yeryüzünde biz de varız diyen tüm sebze ve meyveleriyle, sayfiye evlerini rüyalar alemine sokar. Avlusunda serendesi, çesmesi, oçambresi, xalesi ile tam bir farlılık arz eder. Bir de Laz evlerinin en yakın dere ve ırmaklarına kurulu olan her evin veya sülalenin değirmenleri de olur.
Bu yapı 20’nci yüzyılın ikinci yarısından sonra birden gözden düştü. Herkes eski Laz evlerini yıkıyor, yerine betonarme evler dikmeye çalışıyordu. Bir tarihin gözlerden kazınmasına şahit olmak varmış ve oldum. Her eski ev yerle bir ediliyor, sonra onunla hiç alakası olmayan, mimari hiçbir değer taşımayan yapılar kuruluyordu.

Köylerimize henüz araba yolları yapılmamıştı. Betonarme binaların; kumu, çakılı, çimentosu, kerestesi, kiremiti hep atlar ile taşınıyordu. Bu atları ilk defa bu kadar yakından gördüğümüz için yaşıtlarım ile bu atlarla çok ilgileniyorduk. Sağına ve soluna tahtadan yapılmış kutu şeklindeki küfeler ile bu hayvanlar Karadeniz’in dik yamaçlarına doğru patika yollardan ağır yükleri taşırken, bizler peşlerinden gitmekten çok hoşlanıyorduk. Bir defasında ağır yükü ile diz üstü çöken ve can çekişmeye başlayan hayvanı seyretmiştim. Hayvan gözlerimin önünde öldü. Onu, yol kenarındaki küçük bahçeye gömdüler.

Evet insanlara bir şeyler olmuştu. Israrla eskiyi kazıyor ve yeni bir yapı olan betonarme ev için kendilerini yırtıyorlardı. Babalar, bazen de büyük erkek çocuklar da gurbette idiler. Eskiyi gözler önünden kazımak için insanlar birbirleriyle yarışıyorlardı. Biz de o sıra yeni evimizi yapıyorduk. Ama eskisini yıkamamıştık. Çünkü eski eve diğer amcalarımda ortak idiler. Ev yıkımları öyle çoktu ki; yıkımları seyretmek, orda bulunmak en büyük zevklerimizdi.

Eski evler, taş, ahşaptan değişik kompozisyonlar oluşturarak çok kuvvetli yapılar oluşturuyorlardı. Ev yapmak her toplumda olduğu gibi Lazlarda da sosyal yaşamda çok önemli yer tutar. Bir zamanların kültürünü yansıtan bu evleri yıkmak, büyük bir itina ile yapılırdı. Bu iş için gönüllü müfrezeler oluşmuştu. Zaten o sıralar imece usulü ile yardımlaşarak iş yapmak halk arasında çok yaygındı. Önce büyük bir itina ile enin damındaki kiremitleri elden ele yere indirirlerdi. Bu çalışmaya, yani toplu olarak çalışmaya Lazlar, Meci diyorlar. Elden ele kiremitler, yere inerken aynı zamanda bir kenara sanatkarane bir şekilde, bir duvar gibi dizilirdi. Sağlam kiremitler yığınlanırken yere düşen kiremitlerden tombala taşı yapardık. Tombala oyunu daire şeklinde yuvarlak hale getirilen kiremitler üst üste konarak, topla oynanan bir tür çocuk oyunuydu. Yıkım çalışmaları bütün hızı ile devam ederken çocuklar da kendi alemlerinde oyunlarına devam ederlerdi.

Çatıdan bütün kiremitleri indirdikten sonra, artık çatıdan bir şey düşmez diye inandıktan sonra büyük zevkimiz otrebiyi kaldırmaktı. Otrebi ocaklığın önüne konan kocaman yassı bir taştır. Büyüklerimizden öğrendiğim kadarı ile bu otrebi taşının altında altın para çıkardı. Bu parayı görmek hoşumuza giderdi. Otrebiyi büyük bir gayretle kaldırırlardı. Yıllarca yanan ateş ile taşın altındaki toprak bile kumlaşmış ve beyazlaşmış olurdu. Altındaki toprağı genelde çocuklara eşelettirirlerdi. Epeyce toprak eşelendikten sonra beyazımsı toprak, birbirine yapışık ve kolay dağılan topraklar çıkardı. Bu kolay kırılan, dağılan toprağın içinde bir altın para bulunurdu. Büyüklerden öğrenmiştim. Bu kolay kırılan ve dağılan toprak aslında kemikti. Yıllarca ateşe yakın toprağın altında buluna buluna bu hale geliyordu.

Çoğu zaman kendi kendime düşünmüşümdür. Bu kemiğin burada ne işi vardı? Otrebinin altında altın para çıkarsa o evin sahibi zengin Laz idi.

“Senin eskiler iyi idi, sen de aşağı kalmazsın” dediklerinde evin sahibi bu tür iltifatlardan çok hoşlanırdı. O takılmaları izler, konuşulanları dinler ve anlamaya çalışırdım. Lazların nasıl ev yaptığını ta o zamandan beri büyük merak ile araştırmaya başlamıştım. Araştırdım. Çok güzel bilgiler edindim. Şimdi bu uzun yıllar süren izlenim ve araştırmalarımı aktaracağım.

Öncelikle evin kurulacağı yere ocaklık açılmaya çalışılır; ocaklığı açmak için bir tören yapmak gerekir. Bunu için her Laz ailesi bütün imkanlarını ortaya koyar. Ailenin ekonomik durumuna göre bir xoci (öküz) alınırdı. Bu ilk tören için toplanan ahali ocaklığı açmaya başlar, arazi durumuna göre o yere ev yapılır, bina kurulur hale getirilirdi. Evin oturma yerini oluşturacak bölümün bir köşesini kazarak çukur açarlar. Bu çukurun yanına xociyi yatırırlar. Koca hayvan ayakları bağlanarak yere yatırılır ve başı tam çukurun üstüne konulurdu. Çukurun başında kesilir, yüzülür, parçalanır. Etinden büyük kazanlar ile etli pilavlar yapılır. Baş özel olarak pişirilir ve gelen kalabalık tarafından yenilir. O gün yapılan yemekleri tükeninceye kadar yemek gelenektendir. Kafa kemiği temizlenir, beyin oyuğuna az toprak konulur, bu oyuğa bir altın para yerleştirilir, beyin oyuğunun geri kalan boşluğu da toprakla beslenerek iyice sıvanır. Hayvanın kesildiği oyuk temizlenir, kafa oraya yerleştirilir ve üstü toprakla örtülerek iyice basılır. Gömülen kafanın üstündeki toprak iyice düzeltilir. Bu işlemin yapıldığı yere geniş büyük bir taş konulurdu. Bu taşın ismi otrebidir. Otrebi ocak taşı diye Türkçeye çevrilebilir.

O gün törene gelen erkekler ev kurulacak yeri kazmaya, düzeltmeye devam ederler. Bir kısım insanlar toprağı kazır. Diğer kısım insanlar da xamel ile toprağı çekerlerdi. Xamel denilen alet şöyledir; tahta parçasına uzun bir sap çakılır. Tahtanın her iki ucuna ipler bağlanır ve böylece xamel hazırlanmış olurdu. Bu kalasa, eşit kuvvette insanlar dayanır, bu arada bir kişi de dikey durumdaki tahtayı tutarak aleti yönetirdi. Buna xamelci diyorlar. Amaç toprağı silerek çekmek ve istenilen yere götürmektir. Tahtayı bu iş için süren xamelci: Arada xamelin üstüne çıkar, çekimi zorlandığı zaman veya xamel toprağa fazla dalış yaptığında yarım ayak inerek ağırlık vermez böylece bir ağırlığın olması toprağı daha iyi silmesini sağlar. Bir taraftan da kazma ile kazılan topraklar fazla zorlanmadan istenilen yere getirilmiş olur. Bu işlerde çalışmak ustalık ister, herkesi hamelde çalışmaya almazlardı. Bir ekip oluştururlardı. Bu işleri yapmak için daha önce bu işleri yapan insanlara kendini ispatlaman gereklidir. Ayrıca xamel çekmek çok zevkli bir iştir. Zamel çekilen yerde toprak çok düzgün olurdu. Ben bu alete ilkel Laz greyderi diyordum. Hayli işe yarayan ilkel bir alettir.

Evler her zaman iki bölüm halinde yapılırdı. Evin yarıdan aşağısı kazınarak axir (hayvan barınağı) yapılırdı. Bu bölüm bir insan boyundan biraz daha fazla kazılarak oluşturulurdu. Bu bölüm yapılırken genelde arazi meyilli olduğu için pek fazla harfiyat yapmak gerekmiyordu. Bu tür ev yapmaya insanlar arazi durumundan ve tarıma olan bağımlılıktan yönelmişlerdir. Bu çalışmalar yapılırken kuvveti bir noktada yoğunlaştırmak için “Helesa Yalesa Heya Mola e Berepe” diye çevreyi inletirlerdi. Bu gönüllü çalışmayı kadınlar yüksek bir yere çıkarak oradan hayranlıkları gizlemeden ara sıra erkeklerine tezahürat yaparlardı. Ayrıca bu toplanma yeri genç aşıklar için bir gösteri alanıydı. Delikanlı burada ne kadar güçlü olduğunu göstermek için bütün hünerini kullanırdı. Nasıl çalışkan olduklarını gösterme peşinde olurlardı. Kızlar da beğendikleri delikanlıları büyük bir hayranlıkla izlemeye çalışırlardı. Çevredekiler de bunu sezerler ve tatlı tatlı takılmalar ile düğün ve nişan gününü olduğundan daha erkene almak için ellerinden geleni yaparlardı. Laz geleneklerinde toplanma ve eğlenme büyük yer tutar. Oyun oynamayı seven bir topluluk olarak tanınırlar.

İki kat teras yapıldıktan sonra ocak yerine evin kurulacağı temeller kazılmaya başlanır. Temel sağlam yapılırdı. Axir ise daha itina ile kara taşla yapılırdı. Kara taşlar; dere yakınlarında taş ocakları kurularak, oralarda kırılarak, çevrelere düzeltilerek taşınarak getirilirdi. Axir tamamen taştan yapılırdı. Evin axir bağı bittikten sonra ev artık ahşap olarak yapımına devam edilirdi. Evin köşelerinde tahtalar, “kurt boğazı” denilen bir yöntem ile birbirine geçirilerek kenetlendiriliyordu. Bu çok özel bir yöntemdi. Böyle yapılan bir evin yıkılması imkansızdı. Tahtalar enine bir burgu ile delinerek içine düzgün olarak hazırlanmış çubuklar sokulurdu. Böylece tahtalar birbirine bağlanırdı. Ev yapımında bu tahta çivileri kullanmak Laz evlerinin en önemli özelliklerinden biriydi. Bu yöntemle yapılan evlerde metal çiviler kullanılmazdı. Böyle ev yapmada kullanılan yöntem tek değildi. Evin duvarlarına ahşaptan gözenekler yapılıyor, yalıdan toplanan geniş büyük çakıl taşlarını gözeneklere yerleşecek şekilde yontarak ahşap ve taşın çok güzel sentezi yapılıyordu. Bu yapı biçimi evleri nakış nakış örülmüş gibi bir başka gösteriyordu. Bir başka yapı biçimi: Ahşaptan üçgen şeklinde gözenekler yapılıyor ve bu gözeneklerin içi tuğla ile örülüyordu. Bu yapı biçimi daha sonra sıvanarak eski özelliğini kaybetti. Her ev kendi başına bir sanat eseri olmak zorundaydı. Çünkü her ev, yapıcısı usta ile yad edilir ve sahibi ile şöhrete ererdi. Evi yapan ve yaptıran el ele vererek bir şaheser ortaya çıkarırlardı. Bu yaptıkları ev ile hem usta, hem ev sahibi övünürdü.

Bu işin edebiyatı da yapılıyordu. Bir örnek verelim: Böyle güzel evlerin yapıldığı çağda, bir aile ev yaptırıyormuş; evin hanımı her gün ustalara lahana pişirip getiriyormuş, ustalar her gün lahana yemekten usanmışlar, kadını takip ederek lahana tarlasına ve ona görünmeden tarlayı tahrip etmişler. Tarlada bir tane canlı lahana bırakmamışlar. Ertesi gün ustalar lahananın dışında bir yemek bekliyorlarmış. Ama olmamış, teyze yine yine lahana getirmiş., bu sefer de teyze bir şarkı tutturmuş. Teyze: “Yeyin uşaklar yeyin. Bir düz bitti ise bir düz daha var”. Lazcası aynen şöyledir. “ Şkomit e berepe şkomit, ar duzi diçoduna ar duzida kon, şkomit e berepe şkomit”. Teyzenin böyle şarkı tutturarak yine lahana getirdiğini gören ustalar şaşkına dönmüşler. Bu anlatımlar Lazları nüktedanlığından ortaya çıkmıştır. Yoksa gerçekte usta ile evi yaptıran arasında en küçük bir kırgınlık olmaz. Böyle bir şey olursa bunu Lazlar uğursuzluk olarak sayarlar. Ustası memnun edilmeyen evi haşarat basacağını anlatan bir sürü deyiş vardır.

Evin tavan bölgesine gelince tavanın tam ortasına, boydan boya ongure yerleştirilir. Bunun iri düzgün ağaçtan olmasına dikkat edilirdi. Bu ailenin ekonomik durumuna göre iri ve iyi ağaçtan yapılırdı. Ceviz ağacı olması tercih edilirdi. Ceviz belli zamanlarda kesip dinlendirmek gerekiyordu. Böyle yapılırsa daha çok dayanacağı deneyimlerden geçirilmişti. Evler bir bir yıkılırken bu ağaçların hiç çürümediğini bizzat görenlerdenim. Bu ağaçlara çivi çakılmadığı için yeni betonarme binaların cam çerçeveleri, kapı pencereleri ve döşemeleri yıkılan bu evlerin ahşabı ile yapılıyordu. Ongure dediğimiz bu ağaç evin tam otrebi taşının üstünden geçerdi. Yani bu ahşap kiriş tam ocağın üstünden evi boydan boya kaplardı. Bu ağaca bir zincir bağlanır ve tam otrebiye kadar uzatılırdı. Ucunda bir kanca olurdu. Bu kanca ile zincir kısaltılarak uzatılabiliyordu.

Ongureye takılan zincirin ta ateşe kadar uzanması gerekiyordu. Bu zincirin Lazca ismi klemuri idi. Çatıya gelindiğinde önce tavanın döşemesi yapılırdı. Bu döşeme yapılırken evin iki baş tarafına direkler dikilir, çatının üst semer direği çakılırdı. Makas ağaçları denilen düzgün ağaçlar saçakları da ayarlayarak dikey olarak yerleştirilmeye başlanırdı. Dikey paralel olarak dizilen makas ağaçlarının üstüne rekha denilen ve asıl kiremitin üzerine dizildiği çıtalar ölçülü olarak dizilirdi. Rekalar çakılırken kiremit boyuna ve kiremitin oyuklarına göre çakılmaya çalışılır. Bu çatı semerine eski Laz evlerinde içi ve çatı semerleri yaparak çeşitli şekiller vermişlerdir. Zamanla bu güzel sanat yok oldu. Şimdi çatılar tek yükselti ve saçaklardan oluşuyor. Bir an gelir ustalar çatı üstünde başına ve sonuna bir çıta çakarlar ve bu iki çıta arasına ip gererler. Ustalar bu zamanda bir garip çalışmaya başlarlar. Rekalar çakılıyor ama sanki ustalar boş yere çekici keseri vuruyorlar gibi gelir. Bir de vuruşlarını ahenkli yaparlar. Bu çalışma çok eğlenceli geçer. Evi yaptıran ev sahibi ipe bir kumaş asar. Komşular, dostlar da gelip kumaşlar asarlar. İp rengarenk kumaşlarla donanır. Hediyeler geldikçe coşar. Çalışma bir bayram havasına dönüşür. Tak taka, tak taka, tak taka sesleri ile çakılmaya devam eder. İş aslında durdurulmaz ve büyük bir çabuklukla devam eder. Kiremitlerde büyük bir çabukluk ile örtülür. Evin tepesine asılan kumaşlar ustalarındır. Onlara verilir. Bu davranış yine geleneklerdendir.

Çatı bittikten sonra iç donanıma geçilir. Tuvalet banyo yapılır. Bir de Lazlar kapalı bir toplum olduklarından her yatak odasında döşemelere bir kapak yapılır. Bu kapağın altında bir su aylağı ve suyun dışarıya atılması için atık su yolu vardır. Bu kamuflajlı banyoları yeni eşler kullanır. Evde büyüklerin yanında yıkanmak, bunu için gürültü yapmak büyük ayıp sayılır. Bundan dolayı yeni evlilerin eşleri ile rahat rahat yıkanmaları için bu yöntem bulunmuştur.

Dolaplar, kiler, kaşıklıklar, kazanlıklar, askılıklar ve daha birçok şeye gerekli olan envai çeşit donanımı yaparlar. Bu çalışmalar evi yaptıran adamın durumuna göre değişir. Eğer ekonomik durumu iyi ise iğneden ipliğe her şeyi yapılır. Ana kapı yapılır. Yine ana kapı üzerinde bir yarım kapı daha yapılır. Lazlar buna khotzophortha derler. Bu işlem tamamlandıktan sonra ana kapı kapatılır.

Bu olaydan sonra evi yaptıran kişi yeni bir öküz, yani xoci getirir. Onu keser, yine etini ayarlar, etli pilavını yapar ve yemeği hazırlar. Kafayı pişirirler. O gün bir şölen verilir. Yenilir içilir ve bütün etler tüketilir. Kafa da yenir, temizlenir, biraz yakılır ve temizlenerek boyanır. Kafa rengarenk hale gelir. Bu kafa ana kapını üstüne çakılır. Kapının tam üstüne kapıyı ortalayacak gibi, boynuzlar iki yana, yere paralel bir şekilde çakılı durması Lazların yine vazgeçemeyecekleri ev yapma usul ve geleneklerindendir. Artık evin törenle açılmasına geçmek gerekmektedir. Evi açmak geleneklere göre o topluluğun en yaşlısına düşerdi. Fakat genelde yaşlı Lazlar ev açılışını evi yapan ustaya bırakırlardı. Bu, ustaya değer vermenin bir göstergesi idi. Yaşlı Lazlar dualarla evin açılışına eşlik ederek topluma örnek olurlardı. Topluluk ise hep bir ağızdan dualarla “amin” diyerek açılışa eşlik ederlerdi.

Bu ev yapımında öküzün, yani xocinin kesilmesi bir güç ifadesi idi. Hatta hayvanın gösterişli olması, kimsenin kesemeyeceği kadar büyük olması için bir anlamda Lazlar birbirleri ile yarışırlardı. Bu gelenek Lazların ekonomik yönden zayıflaması ve İslamiyeti kabulü ile yerini koça bıraktı. Bugün bu alışkanlıklardan pek bir şey kalmadı. Gelenekler maddi koşullar ile beraber, onların yanı sıra gevşeyerek zaman içinde etkinliğini kaybetti. Giderek tamamen ortadan kayboldular. Şimdilerde evinin yapımını bitirenler en sonunda bir koç kesiyorlar ve bunu adak geleneklerine göre eşe dosta dağıtıyorlar. Yalnız bir evi tamamlayan unsurlar da peşi sıra gereklidir. Birincisi ve ne önemlisi su ihtiyacını karşılayan çeşme kapıda olmalı. Bu evin şanıdır. Çeşmeler Laz kültüründe ayrı bir yazıda incelenecek kadar önemli bir yapıdır. Yine dışarıda dört direk üstüne yapılan meydan tuvaleti olurdu. Lazlar buna xale diyorlar. Bu önemli bir yapıdır. Pisliğin üstü kuru yaprak ve eğrelti otu ile örtülür, kokmaması sağlanır ve bu pislikler tarımda kullanılırdı. Bu meydan tuvaleti basit tahtadan yapılırdı. Evler modernize edilirken, çayın gelişinden sonra, tarım çay lehine tekelleşince xale de ortadan kalktı. Çeşmeler de ortadan kalktı.

Beton evler yapıldıktan sonra su mutfağın için alındı. Modern evlerde olduğu gibi evin içine girdi.

Evin en çok rüzgar alan cephesine, avluya karayemiş fidanı dikilir. Karayemişe “Laz kirazı” denir. Meyvesi yenir. Kışın yapraklarını dökmez, evi rüzgardan korur. Bir ev için çok önemlidir. Evi sert rüzgarlardan korur, sıcak tutar. Evler, eski evlerin yerine yapıldığı için eski evlerin avlusunda bulunan karayemişler kesilmediği için yeni evlerin avlularında da bulunmaktadır. Lazlar, karayemişe yani Laz kirazoba “m3u” derler. Evi esas gösteren avludur. Lazlar avluya evliya derler ama bu Lazca değildir. Avlunun asıl Lazcası khoda’dır. Khoda yada avlunun düzeni, güzelliği o ailenin asaletini gösterir. Bunun için avlunun düzenine çok önem verilirdi. Lazların yaşadığı yerler genellikle engebelidir. Bu nedenle Lazlar genellikle merdiven yapımında yada düzenlemesinde çok ileri idiler.

Yokuşları nakış nakış merdivenlerle işler. Çevre düzenlemesine önem verirler. Aslında bir evi de gösteren bunlardır. Bunu bildiklerinden mi, engebeli araziye sahip olduklarından mı, yoksa araziyi düzeltme duygularından mı olacak o pek birbirinden ayrılmaz; çünkü bir yandan da araziyi düzeltmek ve orayı yaşanır bir duruma getirmek zorundalar.

Çevresi otlarla kaplı olan evler iyi sayılmaz, temiz olmayan otlar, sarmaşıklarla kaplı evler Lazlarda virane, sahipleri ölmüş diye düşünülür. Böyle güzel bir evin önünden geçen Laz durur, düşünür, dua eder. Duayı önce evi yapan ustaya, yaptıran ev sahibine, soyuna sopuna dua ettikten sonra tanrıdan (Ğoromotişe) herkese böyle bir yuva nasip etmesi için yakarışta bulunur. Eski Lazlarda daha iyiye sahip olmak için toplumsal bir yarış vardı. Yaşlılar gençlere rehber ve yardımcı olurlardı. Toplu çalışma ve imece çok gelişmişti.

Tüm bunları anlatırken, oçaxaleyi de unutmamak gerekir. Oçaxale, çöplük anlamına gelmektedir. Laz evlerinin hemen hemen hepsinin bir cephesi açık çöplüktür. Bu olumsuz bir yapıdır. O zamanlar çevre kirlenmesi pek o kadar illeri olmadığı ve çöp ve atıklar bostan ve tarımda kullanıldığı için pek önemsenmiyordu. Bunu da zaman içinde yeni yapılar yaygınlaştıkça, kendilerine yakıştırmadıkları için kaldırdılar. Tuvalet çukurunu bile foseptik çukur haline getirmişlerdi. Bugün böyle bir şeyle karşılaşılırsa, böyle bir yapı görülse o evde oturan ilkel oçaxale kültürünü yaşayan insanlar olarak tanınırlar. Bu yapı sevimsiz bir durum arz eder.

Karaboğaz ( Kurtboğazı) geçme tekniği ile yapılan bu evler, tahtalar yine ahşap çivilerle birbirine çakılarak yapılan bu yapılar depreme dayanıklı yapılardı. Bu yapıların bazen yöresel özellikler taşıyan çok katlı evler de yapılıyordu. Genelde bir bodrum kat, onun üstünde oturma yeri, yeni insanların yaşamlarını sürdürecekleri bölüm olurdu. Çatı ise bir depo olarak yapılırdı. Bu çatılar bir depo, bir ardiye veya otluk olarak kullanılırdı. Yeni yapılar yapılmaya başlanıldığı zaman bu oluklu kiremitler değişti, yassı ve ince oluklu, birbirlerine kenetlenen kiremitler tercih edildi. Çok az da olsa çatıyı kiremitle örtenlere de rastlanırdı. Evlerin bodrum katları birkaç bölüm olarak yapılırdı. Bodrumda yer kalmamışsa ek olarak yerler yapılırdı. Genelde bunlar evlere bitişik olarak yapılır ve üstü ahşap örtülür, otluk olarak kullanılırdı. Tarım için kullanılan tarım araç ve gereçleri de bu ek binalar altında saklanır ve korunurdu.

Evin oturma odasının arkasına jilemona denirdi. Jilemona da evin duvarına bitişik kışlık odunlar biriktirilir. Bu odun yığınına ç’arma derler. Ç’arma yani odun yığınlarının çok güzel olması gerekir. Dağdan bu odunlar arka ile taşınır. Bunu gören diğer komşu Lazlar evin gelinine gıpta ile bakarlar. Aferin gelin hanıma derler. Oturma evin en teferruatlı yeridir. Ateş orada yakılır. Ateş yakıldı mı çevresinde oturulur ve sohbet edilirdi. Tavana asılan klemuri zincirin ucunda kazanlar asılı olur ve yemekler pişirilir. Bir köşede evin erzaklarının bulunduğu kiler, köşelerde gerekli olan bütün araç ve gereçlerin asıldığı ve takılı olduğu aksesuarlar yer alırdı. Bu oturma kısmından diğer odalara geçmeden önce selamlığa geçilirdi. Buradan diğer odalara geçmek gerekiyordu. Salonlar genellikle az ışıklı ve loş olurdu.

Misafirler önce selamlıkta karşılanırdı. Sofaya alınmadan önce en yakın misafir odasına alınırdı. Sofaya açılan odalar genellikle misafir odalarıdır ve yatak odası olarak kullanılabiliyordu. Bazen bitişik yapılan tuvaletlere de rastlanmaktaydı. Böyle yapılmasının nedeni evi kötü kokulardan korumaktı.

Engebeli araziye yerleşen Lazlar, genelde evlerini yaparken, sağlam yamaçları ve bir de denizi gören yerleri tercih ederlerdi. Birbirine uzak ve dağınık bir şekilde evlerini inşa ederlerdi. Lazlar evlerini sahip oldukları arazinin tam ortasına yaparlardı. Uzun zaman denenmiş sağlam bölgelere ev yaparlardı. Bilinmeyen tehlikeli bölgeler tercih edilmezdi. Yapı bakımından köklü ve kendine özgü özelliği olan bir yapıya kavuşmuşlardı.

Bunda Lazların kıvrak zekasının çok önemi vardır. Bölge insanımız eskiden de yapı ustası olarak başka bölgelerde çalışırlardı. Yeni yapıyı da kısa zamanda öğrendiler. Diğer büyük şehirlerde müteahhitlik ve yapı ustalığında önemli başarılar kazandılar.

Yapıda ahşap kullanımı, yöresel bir yapı tarzıdır. Bölgenin ormanlık bölge olması, ahşabın kolay ve ucuz bulunması gelişmiş ahşap yapıya katkıda bulunmuştur. Doğu Karadeniz nemli bir atmosfere sahiptir ve ahşap kullanımını zorunlu kılmaktadır. Yapıcılıkta ahşap yöresel bir yapı tarzıdır.

Yapıcılıkta kullanılan bir yöntem de gözenek gözenek boşluklar bırakılmasıydı. Bu boşlukların içine uygun şekilde çakıl taşları yerleştirilir (göz doldurulması) , böylece de değişik bir görüntü oluşturulurdu.

Bir başka yöntem, ahşap çok daha geniş çapraz üçgen şeklindeki gözenekler bırakılması şeklindeydi. Bu gözenekler tuğla ile içi örülerek duvar tamamlanıyordu. Bazen tuğla yerine başka harç veya taş kullanılırdı. Bu, yapılara dışardan güzel bir görünüm verdiği için sıva yapılmazdı. Bu evler uzaktan rengarenk desenli gözükürdü. Daha sonra bu güzel duvarları sıvamak moda oldu. Evler eski görünümünü kaybetti. Bunun nedeni ilk defa ağaların ve varlıklı aile evlerinin bu şekilde yapılmasıydı. Bu evlere “beyaz konak” gibi çarpıcı isimler de takılınca yeni yapılan konutlar ister istemez bu hale dönüştü. Ev yapımında kullanılan planlar genelde aydı idi. Bunu değiştirmeyi düşünmezlerdi. Çok gerekli olursa şartların zorlaması ile ancak değiştirirlerdi. Ortak kullandıkları büyükçe oturma odasının ve diğer odaların genişliği, ailenin büyüklüğüne göre değişirdi.

Laz evlerinin diğer bir bölümü evin hemen yanında bulunan serendeler’dir. Bu yapılar yine ahşaptan dört direk üzerine inşa edilirdi. Yitecekleri kurutmak ve korumak için dışardan hava alan, rutubet yapmayan direkler üzerine tek oda çatılarak inşa edilen bir yapı idi. Bu yapı Lazların evlerinin avlusunda muhakkak olurdu. Kızı istenen bir aile evet demeden önce kızı isteyen ailenin evini gizlice bir vesile ile ziyaret ederek kapılarında serenderi var mı diye bakardı. Eğer kapılarında serende yok ise o isteğe hayır cevabı verilirdi. Serendeler sosyal yaşamda böylesine önemli olmalarının yanı sıra ekonomik hayatta da çok gerekli idiler.

Bu yazıdaki bazı deyimler:Meci-imece: Karşılığında ücret almadan toplu olarak yapılan işin adı.Phaphuli: Dede.Otrebi: Önünde ateş yakılan dikdörtgen prizması bir taş. Bu taşa ocaklık taşı da denir.Xoci: Öküz.Xameli: Toprak çekmeye yarayan saplı geniş tahta. Tam orta yerinden iple bir sırığa bağlıdır. Geniş tahtanın sapından tutarak iki yanına da basarak kalabalık insanlar ipin bağlı olduğu sırığı çekerler. İlkel bir greydere benzemektedir.Axir: Hayvanların beslendiği evin altında bir bölüm. Bodrum.Kurt Boğazı: Özel bir şekilde birbirine kenetlenen eski evlerdeki ahşap köşelere verilen isimdir.Duzi-Zeni: Genelde dere kenarlarında kör duvarlar çekilerek oluşturulan tarla.Sulama özelliği olduğu için sulu tarımda da kullanılırdı. Kör duvar: Kara taşlar ile yapılan çimento kullanılmamış duvar anlamına gelir.Ongure: Döşemelerin alt kalasları, kirişleri.Klemuri: Kazan asılan ve yemek pişirmeye yarayan tavana asılmış zincir.Rekha: Kiremitleri tutan ince çıtalar.Khotzophortha: Ana kapıda yapılan yarım kapı. Gündüz bu kapı açık olur.Karayemiş-mbu: Buna "Laz Kirazı" da denir. Yöreye has bir yemiş. Siyah salkımlar halinde oluşur. Çekirdeği olan bir yemiştir.Avliya: Avlu.Virane: Kimselerin oturmadığı ev. Uğursuz veya virane ev de denir.Oçhaxale: Lazların evlerinin bir cephesinde oluşturdukları çöplük.Khoda: Avlu.Oda: Evin içi, bölümlerinden her biri. K’odayı Türkçede pek kullanmayız. Ama “Oda” Türkçeye geçti. Kelimenin Türkçe olduğu sanılmaktadır.Göz dolması: Ahşap gözeneklerin taşlarla doldurulması şeklinde yapılan bir yapın türü.Muskalı: Geniş üçgen şeklinde ahşap gözenekler bırakılarak yapılan yapılardır. Büyük muska şeklindeki boşlukların tuğla ile yada daha başka bir şeyle doldurulması şeklinde yapılan duvar yapı tarzıdır.

Not: Muhammet Tunçsan'a ait bu yazı Chiviyazıları tarafından çıkarılan Kafkasya Yazıları dergisinde yayımlanmıştır.

16 Haziran 2016 Perşembe

Arhavi Cgiyazen(Kemerköprü) Köyünde Ağaç Ev


    Artvin Arhavi İlçesi Kemerköprü Köyü'nde yaşayan değerli hemşerimiz Osman Kaba  hepimizin imrendiği ağaç evlerden birini çam ağacı gövdesine yaptı.Evin adını ise ‘Yeşilden maviye ağaç ev' diye koydu.Karadenizlilerin ileri zekasını ve çalışkanlığını yansıtan ilginç tasarımıyla bu ağaç ev bir çok haber sitesine haber oldu.

10 Mayıs 2016 Salı

Mençuna'şi Geçaçxale(Mençuna Şelalesi)

Resim yazısı ekle

Mençuna Şelalesi
MENÇUNA ŞELALES İ- MENÇUNA’Şİ GEÇAÇXALE

MEVKİSİ ve KELİME ANLAMI:

Arılı köyü hudutları içerisinde olduğu bilinir. Fakat Küçükköy sakinleri de şelalenin kendilerine ait olduğunu iddia etmektedirler. Şelaleye bu adı kimin verdiği, bu adın nereden geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Şelaleye tarafların karşılıklı olarak sahip çıkmaları nedeniyle adının “Mençuna” olduğu rivayet edilmektedir. Zira Lazca bir terim olan “Mençu” kelimesinin Türkçe karşılığıyla; pay sahibi, paydaş, hissedar, ortak, katılımlı, yanaşma anlamına geldiği, “na, la, ya, le, re ile yalın halde i” eklerinin sözcük sonunda kullanılması durumunda ise; yer, yurt veya yöreyi tanımladığını biliyoruz. (Örnek: Boğina, Limxanapuna, Kvalepuna, Kapistona, Oçvetela, Sirya, Opurmole, Omjore, Gonit-i, Çukalvat-i, Çarmat-i gibi…) Böylece; orijini Lazca bir söylem olan MençuNA’şi Geçaçxale adının tam tercümesi: Hisseli Yer, Katılmlı, Ortak Şelaledir. (Yukarıdan aşağıya sesbest düşüşle akan; Damsuyu-Çavlan-Çağlayan ve Şelale gibi su hareketlerine Lazcayla Geçaçxale denir.)
ULAŞIM:
Mençuna Şelalesine; Ortacalar köyüne ait tarihi Çifteköprü mevkisinden kuzey-doğu istikamete yönelip, Kamilet Vadisine doğru dere boyu 4 kilometrelik mesafe kat edildikten ve mevcut akarsuyun güneydoğu tarafına geçildikten sonra, 300–400 (dereden itibaren) metre rakımdaki dağlık ve ormanlık bölgeye yaya olarak tırmanılması sonucunda varılır. Dereden itibaren şelaleye normal yürüyüşle tespit edilen 1460 basamak adımının karşılığı olan 800–900 metre mesafe civarındadır.

Arhavi’nin en önemli tarihi mekânı olan Çifte Kemerköprü’nün yakınında bulunan bu şelale iç ve dış turizm için çok değerli tabiat varlıklarımızdandır. Şelale; kaynağını Arılı dağları sırtlarındaki üç küçük arktan ve yayla pınarları ile bölgede serbestçe akan çaylarının birleşmesi sonucunda oluşan sulardan sağlamaktadır.

Şelalenin fiziki görünümü tetkik edildiğinde, ilk etapta iki kademeli taraçadan meydana geldiği görülüyor. Birinci bölümde; 35 metre yükseklikten akan suyun hiçbir yere çarpmadan alt zemindeki taraçaya dökülmesiyle ilk kısa çavlan oluşur. Kayalık zemine çarpan suların toplanarak tekrar aşağı dökülmesi ile bu defa da 50 metre yükseklikten ikinci bir çavlan olarak kayalık tabana akar. Uzaktan bakıldığında bu iki kademeli, taraçalı çavlanların suları toplam 85 metre yükseklikten ve tek bir şelaleden düşüyormuş gibi algılanır. Şelaleden akan sular en dipte durulandığında 200 metrekare civarında ve yaklaşık olarak 1 metre derinlikte gölalanı oluşur. Şelaleden akan sular tabanda 1 metre yükseklikte ve 200 metrekare gölalanı oluşturur.

Sular, tabanın kayalık ve çanak şeklinde olması nedeniyle oluşan gölden taşarak 15-20 metre düzlem aktıktan sonra yamacın devamı durumundaki dere yatağına doğru hızla düşer. Mayıs ayı sonlarına doğru karların erimesiyle çavlan suyu normalinden çok daha gür durumdadır. Debisinin artmasıyla gölden dere yatağına kesintisiz hızlı su akışına uzak mesafeden bakıldığında; sanki üçüncü bir kademe varmış gibi görülür. Böylece Mençuna Şelalesi; 150 metre yükseklikten ve tek bir çağlayandan akıyormuş gibi insanda algı yanılması yaşatır.

Mayıs ve Haziran ayında karların erimesiyle suyun debisi normalin çok üzerine çıkar. Debinin yüksekliği neticesinde akan suyun çıkardığı gürültünün desibeli de aynı orantıda yüksek olur. Şelaleye çeşitli zorluklar sonucu varıldığında; görüntüsü haşmetli, seyir manzarası ile muhteşemdir. Çağlayandan kayalık zemine gün boyu hızla dökülerek çevreye saçılan sular, çiseyi andıran serpintiler oluşturur. Saçılan su zerreciklerin toz şeklinde insanların üzerine yağması özellikle güneşli günlerde yapay yağmurlama yapıldığı hissini uyandırır. Akabinde; bu zerreciklerinin üzerine güneş ışığının kırılması sonucu vadide gün boyu gök kuşağı oluşur. Özellikle bulutsuz yaz aylarında, gök kuşağını izleyebilmek Mençuna’da bir başka güzelliğe tanık olmak demektir.

Mençuna Şelalesinin çevresinde dinlenme ve etrafında seyir yerleri mevcuttur.

Ali İmdat ÖZÇAKMAK'ın "Dünden Bugüne Arhavi" adlı kitabından alınmıştır

Daha fazla fotoğraf için:Facebook/Arhavi Arkabi Hacişi

18 Ocak 2016 Pazartesi

Gresta(Pileki) Mağarası




Rize İyidere ilçesi köşklü köyü’nde Gresta yada pileki adı verilen ve geçmişte üzerinde ekmek pişirilen taşın çıkarıldığı pileki mağarası yaz kış ziyarete açık. Bölgede çay tarımı yapılmadığı dönemlerde köylülerin geçim kaynağı olan pileki taşının çıkarıldığı mağaranın yaklaşık 400 yıllık bir tarihi olduğu tahmin ediliyor. Eskiden insanlar pileki yapabilmek için, pileki hammaddesini oluşturan kaya parçasının izini sürerek mağara içinde yol altına uzanan yollar, merdivenler ve gölcükler oluştu. Geçmişte yöre insanının geçim kaynağı olan pileki mağarasının çayın gelmesiyle tarihe kavuşan mağara bölgenin kalkınması için yaklaşık 3 yıl çalışma sonucu Turizmin hizmetine sunuldu. Tarihten 50 yıl öncesine kadar gelen pileki taşı erkekler tarafından mağaradan çıkartılıp işlenirdi. İşlenen pilekileri kadınlar iple sırtlarına bağlıyarak patıka yollardan 2-3 saat yürüyerek İyidere (Aspet) yalısına getirilerek satışı yapılırdı.
Daha fazla fotoğraf için:Facebook/Arhavi Arkabi Hacişi

6 Ocak 2016 Çarşamba

Tobauça(karagöl)

Arhavi'nin Sidere Deresinde Şenköy civarında doğal olarak oluşmuş göldür.Balık avlamaya ve yüzmeye oldukça müsaittir.

Daha fazla fotoğraf için:Facebook/Arhavi Arkabi Hacişi

24 Aralık 2015 Perşembe

Arhavi Çiftekemer Köprü Eski Ve Yeni Hali

Arhavi ilçesi Ortacalar Köyüne 25 km. kala Arılı ve Küçükköy yol ayrımında bulunmaktadır. Birbirine dik gelecek şekilde planlanan iki köprüden meydana gelmektedir.Her ikisi de tek gözlü ve yolunun eğimli olduğu taş köprüler grubuna girmektedir. Günümüze sağlam olarak ulaşmışlardır.
18. yüzyılda yapılan bir köprüdür. Moloz taş ve kesme taşlardan inşa edilmiştir. Tümüyle merkezkaç kuvveti ile hesap edilerek çok hassas dengeler üzerine kurulmuş bir köprüdür. Taşlar kireç ve yumurta akı ile örülmüştür. Alt kısmı tam daire üzerinden hesap edilmiş ve yan yüzeylerinde korniş çıkıntılar yer almaktadır.Karayolları Genel Müdürlüğünce 2003 yılında restorasyonu yapılmıştır.
Daha fazla fotoğraf için:Facebook/Arhavi Arkabi Hacişi

23 Aralık 2015 Çarşamba

Arhavi Pilarget(Ulukent) Köyü

Daha fazla fotoğraf için:Facebook/Arhavi Arkabi Hacişi

Arhavi'de Atmacacılık


Arhavi'de bir tutku olan atmacacılık Ağustos ayını ortalarında başlayıp kasım ayının başlarına kadar devam eder.Atmaca yakalmak için bir ön hazırlık aşaması yapılmadır.
İlk önce genelde mısır tarlalarında bulunan ğvapa yani danaburnu yakalanır.Sabunlu su hazırlanıp tarlada bulunan deliklere dökülerek ğvapanın dışarı çıkması beklenir.
  
Yakalanan ğvapa, regi dediğimiz kuş kapanının içine konulup ğaço denilen örümcek kuşunun  yakalanması sağlanır.Ğaço kuşunun eğitilebilmesi için dişi olması gerekir.Bunu atmacacılar ayırt etmesini bilir.             
Yakalanan ğaço kuşu belli bir süre fındık filizinden yapılmış bir sopada oturması ve oynaması için eğitilir.Hergün taze et ile beslenir.

           
Ğaço kuşu çevresinden ve av sırasında atmacadan ürkmemesi için gözlerinin etrafı küçük bir deri parçasıyla kapatılarak sadece konduğu yeri görmesi sağlanır.

Eğitilen ğaço kuşu ile birlikte atmacanının göç yollarının olduğu yüksek tepelerde çerge denilen saklanma yerleri ve mosa denilen ağ kurularak atmacanın gelmesi beklenir.
Atmacanın yaklaştığı görüldüğünde sopanın üzerindeki ğaço kuşu oynatılarak atmacanın dikkati çekilir.Ğaço kuşunu gören atmaca bir hamleyle saldırdığında gerilen ağı görmedeğinden ağa çarparak yakalanır.


Yakalanan atmacalar kundak yapılıp aralarından en iyisi seçilip diğerleri bırakılır.


Yakalanan atmacalar eğitilerek bıldırcın avında kullanılır.Av sezonu bittiğinde atmacalar tekrar doğaya salınır.
 Daha fazla fotoğraf için:Facebook/Arhavi Arkabi Hacişi









Arhavi Evi İç görünüm

Daha fazla fotoğraf için:Facebook/Arhavi Arkabi Hacişi